Sivri Dil

Sivri Dil

Bir kızıl goncaya benzer dudağın...

RTÜK’ün de milli ve manevi değerlere hassasiyeti takdire şayan; yapıştırmış cezaları hemen. RTÜK Kızıl Goncalar dizisine “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılıktan % 3 idari paracezası, iki kez de program durdurma cezası verdiğini duyurdu. Helal olsun. Şimdi tüm değerler kurtuldu, ve insanlarımız doğruluk timsali ve ahlak örneği olacak.

Kızıl Goncalar'ın ilk bölümünde hocanın, Kur'an okumayı aniden kesip pencereye koşan öğrencisini hiddetle yere savurduğu sahnedeki olay elbette hoş değil, belki gerçekten birisinin anısıdır belki kurgudur, ki birisinin anısı olsa bile muhtemelen bire on katılarak aktarılmıştır, bunların hepsi mümkün çünkü çocuk ve gençlerin eğitim süreçleri gerçekten zor süreçlerdir, ne yaparsanız yapın zaman zaman öğretmen ve öğrenciler arasında istenmeyen sorunlar yaşanabilir, üstelik bu eğitimin Kur'an eğitimi olması, fen, sanat, spor eğitimi olması da fark etmez, mesela başarılı doktorlar, sporcular, müzisyenler de yoğun çalışmalar, daha iyi olmaları için zorla/n/malar vb ile yetişiyor, oralardan anılar derlense de dizilik malzeme çıkabilir, zaten ikinci bölümde kara tahta önünde bir mantık problemi sahnelenmiş, yakın tarihin gerçek acılarından birine tabir yerindeyse hem nalına hem mıhına vurarak hem de sanatsallığı koruyarak değiniyor, tabi düşünmek ve anlamak amacıyla izleyenler için

Hasılı cehalet bir kara bataktır, din ile iman ile ilgisi yoktur cehaletin, dolayısıyla ister sosyal medya ister başka bir yer, hangi mecrada olursa olsun, sonuçta kurgusal bir senaryo metnine dayalı olan dizi/ler üzerinden ne toplumsal farklılıklar kaşınmalı ne de izleyiciler, izlediklerini "vay be, gördün mü değerlerimize nasıl da hakaret ediyor" diye anlamalıdır.

Yazının Devamı

Zaman yontuyor evreni...

Zaman yontuyor evreni Yine bir yaprak bıraktı kendini dalından Bizde öyle değil miyiz Mazlum bir ağaç gibi eğilip bakıyoruz dallarımızdan dökülenlere Nereden bilebilirdim ki ömrümün sonuna doğru giderken Aşkı bulmanın evrenin sonunu bulmak kadar zor olduğunu..

Son söz: Yaşım 45 oldu; kendimi inanılmaz derecede yorgun ve bıkkın hissediyorum. imkanım olsa gidip köyde tavuk besleyeceğim. Adam 86 yaşında hâlâ belediye başkanlığı için yarışıyor. bu adamlara bu hayatı bu kadar sevdiren, bu adamları dünyaya bu kadar bağlayan şey nedir? Merak ediyorum.

Aforizma: Kurt köpekler arasında büyüse de kurt kalır. (Etrafımızdaki bu kadar köpeğin arasından köpekleşmeden çıktığımıza göre biz de kurtuz demekki..)

Yazının Devamı

Dövülen öğretmenler, sosyal şizofreni geçiren güzel ve yalnız ülkemin politika faizi...

Gün geçmiyor ki bir şiddet haberi düşmesin medyaya. En son bir hamile öğretmeni tekmeleme haberi düştü. Zopun, kalasın biri, veli bozuntusu zorla okula ardından sınıfa girerek hastanelik etmiş kadın öğretmeni, üstelik hamile birini. Hayvandan daha aşağı insanımsı hayvan türü olmalı bu kabadayı müsveddesi.

Tabii önü arkası kesilmiyor şiddet haberlerinin. Sahaya inip hakem dövenleri mi dersiniz, trafikte en ufak bir sıkıntıda magandalığa başvuran mağara tiplemelerini mi dersiniz. Nereden baksan bir sıkıntı olduğu açık.

Dün metroda çocuklar uyuşturucu çekiyordu. Metrodan çıktım. Yollarda kavga şiddet son sürat devam ediyor. Tek şerit yolda kavga ettiler kadınlar geldi adam onlara laf anlatayım derken adam arabadan silahı getirdi sıktı.

Yazının Devamı

İnsan kendi köyünden peygamber çıkmaz...

Bir kemancı New York metrosunda 45 dakika boyunca çaldı. Bir avuç insan durdu, birkaçı alkışladı ve kemancı yaklaşık 30 dolar bahşiş topladı. Kimse bunu bilmiyordu ama kemancı dünyanın en iyi müzisyenlerinden biri olan Joshua Bell idi. Joshua o metroda, 3,5 milyon dolar değerindeki kemanıyla şimdiye kadar yazılmış en karmaşık parçalardan birini çaldı. * Joshua Bell metroda çalmadan iki gün önce Boston'daki bir tiyatronun biletleri tükenmişti ve koltukların ortalaması 100 dolar civarındaydı. * Bu deney, sıradan bir ortamda olağanüstü olanın parlamadığını ve çoğu zaman gözden kaçtığını ve değerinin bilinmediğini kanıtladı. * Her yerde hak ettikleri takdiri ve ödülü alamayan parlak yetenekli insanlar var. Ancak kendilerini değer ve güvenle donattıklarında ve kendilerine hizmet etmeyen bir ortamdan uzaklaştıklarında, gelişir ve büyürler.

Kişinin değeri, doğup büyüdüğü yerde gereği gibi bilinmez. Daha önce ad kazanmış kimseler vardır. Aile rekabetleri vardır. Küçüklüğünde yaptığı çocukça davranışları bilenler vardır. Bütün bunlar, onun yüksek bir kişi olarak kabul edilmesini engeller. * İçgüdüleriniz size bir şeyler söylüyor. Eğer bulunduğunuz yerin yeterli olmadığını söylüyorsa onu dinleyin! * Takdir edildiğiniz ve değer gördüğünüz yere gidin. Değerinizi bilin.

Son söz: Bedava sirke baldan tatlıdır ama sonunda ağzın yanar..

Yazının Devamı

Türk Merkez Bankası Başkanı Gaye hanım ne yapmak nereye varmak istemektedir...

Türk Merkez Bankası Başkanı Gaye hanım ne yapmak nereye varmak istemektedir..

Sadık abisiyle soğan fiyatı üzerinden enflasyon muhabbeti ve anasının evinde kalmasıyla ilgili verdiği röportajla dikkatleri üzerine çekti merkez bankası başkanı.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan'ın siyasi literatürümüze armağanı, Sadık Abi'yi o soktu gündemimize.

Yazının Devamı

Güven ruh gibidir; terk ettiği bedene kolay kolay geri dönmez der bir Kızılderili

Ey Merkez Bankası, güçlü söylemler; güçlü belagatler altı doldurulursa bir anlam ifade eder, karşılık bulur. Söz ile eylem ayrılırsa eylem sözü belirlemeye başlar. Ki bize gereken eylem olmalıdır.

Merkez Bankasının eylemi de parasal sıkılaşma eşliğinde gelecek aylarda politika faizini % 50 lere çıkartmaktır. Aksi halde enflasyon düşmez daha da yukarı ivmelenir.

Zira enflasyon, çıkarken asansör kullanır da inerken merdivenleri tercih eder. Yavaş yavaş, ağır ağır… Hele ki gözü yeniden popülizm asansörüne ilişmeye görsün, indiği basamakları yeniden çıkmaktan asla çekinmez. Yarıda bırakılacak bir anti enflasyonist süreç, kazandırdığından fazla zarara yol açabilir.

Yazının Devamı

Şarkılar söylesin artık maziyi..

Futurist yatırım uzmanı Mert Başaran uzun süreden beri borsa, arsa tavsiyesi veriyor. Dolar tutmanın kimseye bir şey kazandırmadığını rakamlarla izah ediyor.

Başarana göre 2002-2023 yıllarında dolar 20 kat kazandırırken, borsa 80 kat, altın 130 kat, ev fiyatları 100 kat, asgari ücret 90 kat artmış.

Su akar yatağını bulur. Demekki altın, ev ve borsa uzun süre (en az 5 yıl) eskisi gibi olmayacak. Bu arada tabii dolar faizlerini es geçmemek lazım. Dolar faizleri 2020 lere kadar bizde % 5 lerdeydi. Bileşik olarak düşünürsek %120 olur en az. 45 kat olur o zaman. Bir de dolarları 2015 sonrası alanlar 2003 göre çok karlılar. Çünkü 2002-2013 arası dolar hiç kımıldamadı. 1.5 tl civarı sabitleşmişti adeta sıcak paradan dolayı. Altın olayı istisna idi. Konut ise son 3 yılda fırladı. Hepsi ABD merkez bankası ve diğer merkez bankalarının 2008 kriziyle birlikte ve korona vesilesiyle karşılıksız para basımıyla ilgili. Şimdi o çağda kapandı. Her şeyin zamanı var.

Yazının Devamı

Universe yirmi beş ve erken emeklilik.

Son 20 yılın asıl kaybedeni emekliler olmuş. 2002'de ortalama (emekli sandığı) emekli aylığı asgari ücretin 2,7 katıyken 2023 yılında 0,89 katına düşmüş, demiş Hakan Kara Üstad.

40 yaşında emekli olup nasıl başka sonuç bekleniyor anlamıyorum. Ne olmasını bekliyorlardı ki? Ortalama ömrün 74 olduğu Türkiye’de 40 yaşında emeklilik iktidarıyla muhalefetiyle (muhalefetin ve geçmişte Demirel lanetlisinin büyük katkıları var) ülkenin geleceğini dinamitlemektir. Maalesef dinamitlediler. Diğer sözüm de leşten ne koparırsak modunda yurdum insanına: 40 yaşında emekli olup hala maaş alabiliyorsanız şükredin. Erken emeklilik isteyen ve erken emekli olan (malüliyet tarzı zorunlu haller hariç) gelecek nesillerin ekmeğini yiyen haramzadedir.

Sizin anlayacağınız emeklinin bugünler iyi günleri. Muhtemelen yaşlanan nüfusla gelecekte bu maaşları da mumla arar hale gelecek biz dahil muhtemel emekliler. Her şey biz yaşarken oldu. Ve bizim makul çoğunluğun ya da salt çoğunluğun rızasıyla oldu. En azından kimse ses çıkarmadı.

Yazının Devamı

Gençlere tavsiyeler..

Çocuksu gülüşler yaş on iki on üçü geçince kalmaz. Bir an önce yıllar geçsin hayatın ortasından geçeyim diye düşünür insan evladı. Sonra bir bakmış yaş otuzu bulmuş.

Kırkına doğru yol almaya başlayınca içinde hafif burukluk oluşur ama yaşam enerjisi hala zirveye yakındır. İdealleri ve hayalleri vardır. Dirençlidir. Her türlü zorluğa göğüs gerer.

Kırkına gelene kadar bir çoğumuz tavsiyelere ve tecrübelere kulak tıkarız. Tecrübe aktarımı gerçekten de zordur. İnsanoğlu hayat yolunda kazığı bizzat yemeden ders çıkarmaz.

Yazının Devamı

Uzak bir fırtına geliyor kavak yellerinden..

Kalp yorgunluğuna beden yorgunluğu ekleniyor yaşlanıyor insan, Herşey birikiyor yoruyor bedeni ve ruhu herşey Kavak yellerinden uzak bir fırtına geliyor kazıyıp götürüyor bütün güzellikleri ve karşı koyacak gücün kalmiyor..

Yalnızlığımıza eşlik eden bir tarhana gicirtisi var ağzımızda Çayımız demli odamız sıcak Yüreğimiz soğuk sadece Bakıyoruz göklere öylece Uzun karanlık gecelerde Kalbimiz kir pas tutmasın diye..

Beş yıldır ayrıyız ama boşanamıyoruz sesleri semaya televizyon ekranlarından Mahkeme salonları işlevsizce uzanmışken derin kuyularına umutsuzluğun Bırakın nasıl kolay evlendilerse Boşansınlar aynı kolaylıkla

Yazının Devamı

Ölmek için değil yeniden doğmak için!

Zahide Yetiş ile yeniden başlasak adlı programı izliyorum. Makro meselelerden mikro meselelere gelmek lazım sık sık. Ormanın bütününü görelim derken ne ormanı görebiliriz üstüne ağaçları da kaybederiz.

Gülden adlı şiddet gören bir kadın var. Gönül hırçın olunca insan çirkinleşiyor. Severek evlendiği Oktay Sarıtop tarafından şiddet gördüğünü iddia ediyor. Aslında iddia dememek lazım. Gördüğü şiddetin resimleri ekranda görününce şok olmamak elde değil. Evire çevire dövmüş kadını. Hastanede merdivenlerden düştüm demiş Gülden hanım, eve geldiğinde de şiddet devam edince polisi aramış ve devlet gerekeni yapmış, uzaklaştırma kararı çıkartmış.

Gülden hanım 2 çocuk doğurmuş, ikisi ölmüş ilk 3 ay sonra, daha sonra bir çocuğunu şiddet gördüğü esnasında düşük yapmış. Boşanma aşamasındalar şu an. Değişik zamanlarda da aldattığını söyledi Gülden hanım. Önemli büyük firmanın insan kaynakları yöneticisi olan kocasının tek kadınla idare etmesi de düşünülemez zaten.

Yazının Devamı

Sokaklar ve Maraştaki güzellik merkezleri

Sokağın dili bir şey vardır. Sanal medya ve sosyal medya mecralarından sonra ihmal edildi. Ara ara seçimlerden sonra sokakların dilini anlamak şart, diye söylenir durur. Nedeni dijital ortamlardaki kanaatle sandık sonuçlarının beklenen oranda örtüşmemesi.

Peki şu an sokakların dili nedir? Biraz avarelik yapıp üç harfli marketlerde zaman geçirince, berberde bir traş olunca, kahvede iki çay içince, ara sokaklarda bir kaç yürüyüş yapıp insanlara kulak kabartınca geniş halk kitlelerinin diline az çok vakıf oluveriyorsunuz.

Halk derken yoksulluğa mahkum edilmiş karnını zor doyurabilen, evine et girdiğinde bayram sevinci yaşayan fakirleştirişmiş, ev ve araba alma hayalleri yerle bir olmuş ümitsiz yığınları kastediyorum.

Yazının Devamı

Anastasia..

Star Tv’de sabahın sultanı Seda Sayanı izliyorum Müge Anlıyla kolaj yaparak öğleye kadar. Bu aralar sağlık sorunlarım nedeniyle eve mahkum olunca ülkenin en güzide televizyon programlarını izlemeye mahkum oldum bir nevi.

Anastasia 20 yaşında güzel bir Rus kızı. Foto modellik yapıyormuş ve bu kariyerde ilerlemek istiyormuş. Caner adlı 24 yaşında bir saf Türk çocuğu bulmuş kendine. Anlaşılan Rus kadınları Türk erkeklerinin bedenlerine tünemiş, etinden suyundan sonuna kadar istifade ediyor.

Caner Rusya’ya çalışmak için gitmiş. Kapılmış kızın güzelliğine. Aslında o genç yaşta güzellikten ziyade şehevi arzuların seline. Erkekler 15-30 yaş arası nefes alsın dişi bana yeter modunda arandığı için içindeki yazılımdan dolayı, Caner’e de Anastasia denk gelmiş.

Yazının Devamı

İnsan Memleketini Niye Sever?

Vizontele filminde Altan Erkekli’nin hayat verdiği Belediye Başkanı Nazmi Doğan karakterinin kürsüden halka hitabıdır: “İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan… Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir…”

Öte yandan, eleştirel bir perspektifle, çaresizlikten kaynaklanan hiçbir his sevgi değil ancak sabır olabilir. İnsan bazen şartlar öyle gerektirdiği için sevdiği memleketinden de ayrılabilir sevdiği kişilerden de, eşyalardan da… Elbette gurbet ve sıla hasreti her çaresizlikte olduğu gibi sabır ve metanet gerektirir, fakat insanın cevaplamakla yükümlü olduğu ‘doğduğu yer mi doyduğu yer mi’ sorusu bu gurbetin müsebbibidir.

Kaldı ki bazı göçler doymayı bırakın her canlı organizma için var olma mücadelesinin süreğidir. O yüzden insan taşındığı yeni mekânları kendine memleket edinebilir. Örneğin, memur emeklilerinde sıkça rastladığım üzere memuriyetleri esnasında ülkenin gezdikleri şehirleri arasında kendilerine en latif olana yerleşirler ve böylece orayı memleket edinirler. Kısacası insanlar tarih boyunca göç dediğimiz olguyla tüm gezegeni kendilerine yurt edinmek üzere hareket edip durmuşlardır.

Yazının Devamı

Merkez Bankasından tavşan kaç tazı tut kararı

Türk merkez bankası sıkılaştırma kapsamında şahin bir kararla 500 baz puanla % 40 lara yükseltti. Bu şahin kararın yanı sıra hem yıl sonuna kadar kredi faizine üst limit getirdi hem de ihracat yapan firmalar için reeskont kredi faizini sabitledi.

Peki ne anlama geliyor bu karar? Burada politika faizini yükselterek enflasyonu düşürmekte kararlıyım diyor aynı zamanda metinde miktarsak sıkılaştırma da yapacağını ilan ediyor. Diğer yandan tüketicilere bu faiz artırımı kredi kartı faizlerine yansımayacak 2023 yıl sonuna kadar diyerek adeta tüketicilere bu 45 gün içinde kredi kartına abanın ne bulursanız tüketin diyor. Hani bu ne perhiz ne lahana turşusu. Tüketimi azaltmadan enflasyon nasıl düşecek!

Reeskont faiz kararına gelirsek: Burada her zamanki gibi döviz kazandırıyor diye sermaye kayırılıp kollanıyor. Politika ve piyasa faizlerinin çok altında zenginler ve şirketler halka bedeli ödetilerek finanse edilmeye devam edilecek anlamına geliyor. Zombi şirketler, batık şirketler seçici kredi kapsamında maliyeti geniş halk kesimlerine yüklenerek varsıllar lüks içinde acı reçete içmeden üstelik aromalı içecek şeklinde sunum yapılacak şekilde kredilendiriyor.

Yazının Devamı

Kasım notları..

Not 1: o iyi erkekler, o iyi kadınlara binip gittiler…

Not 2: Türk milleti olarak başımıza gelen her şeyi sonuna kadar hak eden bir toplumuz.

Not 3: Risk primi 350 nin altına düşmüş. Mehmet bey iyi gidiyor şimdilik. Bence kıyamet ak parti İstanbul, Ankara ve Antalya belediye seçimlerini alamazsa kopar. Alırsa imf programına devam. Yoksa o zaman şimşekler çakar.

Yazının Devamı

Sömürgecilik ve güneylilerin yazgısı..

Tarihi 1500 yılı civarına saracak olursak ortaya farklı bir hikaye çıkacaktır. O dönemde sıradan insanların yaşam standartları açısından Avrupa’yla dünyanın geri kalanı arasında kayda değer bir fark yoktu. Hatta Güney Amerika, Hindistan ve Asya’da yaşayanlar pek çok açıdan Avrupalılara kıyasla daha iyi koşullara sahipti.

Peki bu durum nasıl değişti?” Bize bu konuda ders kitaplarından hatırlayacağımız bir hikaye anlatılır: “İngiltere’deki birtakım teknolojik yenilikler sayesinde başlayan Sanayi Devrimi Avrupa’ya ve ABD’ye sıçradı. 1733’te otomatik mekiğin icadı sayesinde dokuma işlemi çok daha verimli hale geldi. James Watt’ın 1781’de buharlı motoru icat etmesiyle büyük ve güçlü makineler üretilmeye başlandı…” Hikaye uzar gider.

Hikayeni kabul görmesi “basit”liğindendir ve bu anlatıda daha çok İngiltere’nin yaptığı hamlelerle yaşam standardını nasıl yükselttiğine ve sonrasında bu “devrimin” başka coğrafyalarda nasıl bir dönüşüme sebep olduğuna dair bir başarı hikayesi dinleriz. Ancak bu hikayenin öncesi var ve bu bizi sömürgeciliğin tarihiyle karşı karşıya bırakıyor.

Yazının Devamı

İktisatta işin temeli politik iktisat

Elinde tesbihi dalmış uzaklara Şimdi hangi şarkının ezgisi yüreğinde ve hangi şehrin özlemi gözlerinde... Çocukluğu sokaktan geçiyor gibi bakıyor dışarı Ağır yaralı gençliği tedaviye muhtaç ve elinde sigarası Hazanın en demlisi yudumladığı çay...

Özlemi yare Her ne kadar tavşan kanından başka eşlik eden olmasa da Tenhalara düşmüş yalnızlığına Ramak kalmış kötülüğe meyletmesine İnsanlığın kalmadığı tiksinti çağında “Tanrı kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi?” sorusu çınlarken kulaklarında Bu dünyâda hiçbir şey görülmez aslında..

Çağdaş Türk şairinin son yazdığı ve ekranhaber.com izleyicilerinin ilk okuması için gönderdiği şiiri paylaştım. Kalemine ve yüreğine sağlık şairimizin.

Yazının Devamı

Ağır yaralı..

Türkiye içinde yaşamasak harbi eğlenceli bir yer. Her gün ayrı bir film. Son zamanları işgal eden konu, aym kararı ve yargıtayın aym kararını takmama hali.

Anayasanın, bırakın hukukçu olmayı, bırakın çok iyi eğitimli olmayı, hemen hemen herkesin anlayabileceği açıklıktaki bir hükmü var. 153’üncü maddenin son fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme, yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar” deniliyor. Aynı maddenin girişinde de “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir” hükmü yer alıyor.

“Yasama, yani TBMM; yürütme, yani kabine ya da onu temsilen Cumhurbaşkanı; yargı organları, ki buna Yargıtay da dahil; idare makamları, yani aklınıza gelecek tüm birimler; gerçek ve tüzel kişiler, yani hepimiz” için bağlayıcı bir madde. Ama Yargıtay diyor ki “Olmaz, Can Atalay’la ilgili hak ihlali kararını uygulamam”.

Yazının Devamı

Ağustos Böceği ve Guguk Kuşu..

Eğlenceyi oldukça seven bir ağustos böceği varmış. Bu ağustos böceği devamlı saz çalar, şarkı söylermiş. Tüm gününü bu şekilde geçirirmiş. Derken güzel, sıcak günler bitmiş, kış gelmiş. Artık havalar çok soğuk ve yağışlıymış. Ağustos böceği şarkı söylemez hale gelmiş. Soğuktan üşüyormuş ve karnı da oldukça açıkmış. Fakat asla yiyeceği yokmuş. Şu sebeple tüm yazı saz çalarak ve şarkı söyleyerek geçirmiş. Kış için asla hazırlık yapmamış. Fakat o bu şekilde eğlenirken minik komşusu karınca tüm yazı kış hazırlığı yaparak geçirmiş. Ağustos böceği bunu hatırlamış ve aklına karınca komşusundan ödünç istemek gelmiş; — Karınca komşumdan ödünç yiyecek bir şeyler isteyeyim, hem ne var ağustosta yine öderim, demiş. Ağustos böceği bu fikir içinde karınca komşusunun kapısına gitmiş. Kapıyı çalmış. Karınca açmış kapıyı. Karşısında açlık ve soğuktan perişan olmuş ağustos böceğini görmüş; — Ne istiyorsun ağustos böceği, demiş. — Karınca kardeş havalar oldukça soğudu oldukça üşüyorum, üstelik karnımda oldukça aç fakat yiyecek hiçbir şeyim yok. Bana ödünç yiyecek bir şeyler verir misin? Söz veriyorum ağustosta borcumu ödeyeceğim sana, demiş ağustos böceği. Karınca; — Niçin yiyecek hiçbir şeyin yok, tüm yaz ne yaptın sen? — Ağustos böceği oldukça utanmış; — Şeyyy, ben tüm yaz saz çaldım, şarkı söyledim. Kış için asla hazırlık yapmadım. Karınca oldukça sinirlenmiş bu cevabı duyunca; — Madem öyle ki tüm yaz saz çalıp, şarkı söyledin şimdide oyna o süre, demiş karınca ve tak diye kapıyı ağustos böceğinin yüzüne kapatmış.

Guguk Kuşu:

Guguk kuşu, farklı ötüşü ile baharın gelişini müjdeleyen kuş olarak biliniyor. Diğer kuşların yuvasını dağıtma gibi bir özelliğe sahip. Guguk kuşu yuva yapmaz, kuluçkaya yatmaz. Harika gözlemci özelliğiyle yumurtlama zamanı gelince etraftaki kuş yuvalarını sabır ve dikkatle gözetler. Hangi kuş daha güvenli ve sağlam yuva yapmış ve yuvasına daha düşkünse onun yuvasına göz diker, hedef olarak o yuvayı seçer. Yuvanın sahibi anne kuş yuvasından uzaklaşır uzaklaşmaz saklandığı yerden hızlıca onun yuvasına gelir ve yumurtaların arasına sessizce kendi yumurtasını bırakır. Yumurta sayısını denklemek için de yuva sahibi kuşun yumurtalarından birini yuvadan atar. Sonra kendi yumurtasıyla hiç ilgilenmez. Yuvanın sahibi kuş yuvasına döndüğünde guguk kuşunun yumurtasını kendi yumurtasından ayırt edemez çünkü guguk kuşu hangi yuvaya yumurtasını bırakırsa diğer kuşun yumurtasına bezer renk ve desende yumurta yumurtlayabiliyor. Zaman içinde yuvadaki yumurtalar olgunlaşır ve ilk çatlayan yumurta guguk kuşunun yumurtası olur. Yavru guguk kuşu, anne kuş yuvaya gelmeden onun yumurtalarını yuvadan aşağıya atar. Anne kuş yumurtadan çıkan guguk kuşunu kendi yavrusu zannederek özenle besler. Beslenme anne kuştan daha büyük hale gelinceye kadar devam eder. Guguk kuşu çok sinsidir. Yuvanın sahibi anne kuş yuvaya geldiğinde boynunu onun getirdiği yiyeceğe uzatır. Kanatlarını aşırı derecede titreterek ağzını geniş bir şekilde açar ve devamlı olarak çığlık atar. Guguk kuşu bu uyanıklığı sayesinde yuva sahibi çiften ve çevresindeki kuşlardan yiyecek desteği alarak iyice palazlanır. Yuvanın sahibi kuş palazlanan guguk kuşunun kendi yavrusu olmadığını fark ettiğinde ise çoktan iş işten geçmiştir. Çünkü guguk kuşu ona kafa tutacak ve yuvadan uçabilecek hale gelmiştir artık. Yuvadan uçmadan önce de doğup büyüdüğü, beslendiği yuvayı dağıtarak uçup gider.

Yazının Devamı

Kitapla darbedilen öğrenci...

İstanbul’un Beylikdüzü’ne ilçesine bağlı Birlik Sanayi Meslek Lisesi’nde bir öğretmenin öğrencisini kitapla kafasına defalarca vurarak darbettiği, daha sonra döven öğretmenin, öğrencinin yakınları tarafından darbedildiği yansıdı haberlere.

Kitapla da ne darp olur ya. Öğretmenin yaptığını savunuyor değilim de; Türk milleti niteliksiz ahlaksız gram terbiyesi olmayan evlatlarıyla gurur duysun; ki anne babaları da aynı pisliğin girdabında debelenenler çünkü. Memlekette yüksek yargı birbirine girmiş toplum ne yapsın, denildiğini işitir gibi oluyorum.

Son söz: Ruhların, kalplerin, seciyelerin inkırazı. Ben belki iyi anlatamıyorum. Düşman şehre girmiş ne çıkar? Davranır, kovarız; fakat bir de fenalığın bin çeşidi ruhlarımızı işgal etmiş. Ahlâkımız, faziletimiz işgal altında... (PEYAMİ SAFA / Biz İnsanlar)

Yazının Devamı

Soyu kesikler..

Azer Bülbülün çoğu gitti azı kaldı parçasını dinlerken aklıma geldi soyu kesikler. Eğer herkes seslendiriyorsa şarkılarını ve her platformda varsa bir zamanların kimsesizi, dedim kesin telif hakkı kovalayan bir evladı yoktur. Beş yıldız bir şarkıcı beş parasız şekilde öldü gitti memlekette. Beş para etmeyenler de belediye konserlerinden parayı vuruyor. Ahmet Kayayı düşünün. Malı mülkü olmadan öldü; üstelik sürgünde. Bir kardelen çiçeğine katlanamadık; ne kadar acı.

Esas konuya girersek şunu ifade etmek isterim: Tarihte bir çok kıymetli insanın çocuğu yok bir bakmışsın kısır, soyu kesik yani ebter. Aslında bir eksiklik değil, kader denilebilir. Bir eksiklik gibi görünmesine rağmen aslında artı değer katan bir yoksunluk. Soyu kesik olanların, daha doğrusu bir nedenden dolayı veya istemedikleri için çocuğu olmayanların sanatsal ve fikirsel üretimleri aynı zamanda insanlığa katkıları çok fazla. En iyi örnek ebedi kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk. Sevgiyle ve hürmetle andığımız büyük Önderin manevi evlatları dışında kan bağı olan çocuğu yoktu. Türk milletine atamız Mustafa Kemal Atatürk kadar kimin faydası dokunmuşturki..

Son söz: Muz yerken çilek tadı alınmaz..

Yazının Devamı

İyi olacağız!

Rüzgardan mamüldür hayat, geçip gider.

Geçip gider. Lakin, fırtınanın dinmesini beklemek değildir yaşamak.

Yağmurda dans etmek, kırılan bir bileğin üzerinde sek sek oynayabilmektir. Yani ki, yaşamak ciddi hadisedir.

Yazının Devamı

Savaş tamtamları eşliğinde kaosun tohumları..

Haftalardır bir kentin üstüne bomba yağdırıyor İsrail, arkasına dünyanın jandarmasını almış. Herkesin yaptığı sadece konuşmak. Hadi biz konuşalım. Peki karar merciinde olanlar niye sadece konuşuyor. Liderler de devlet başkanları da sadece konuşacaksa bizden ne farkları var. Birileri bu zulmü ve bağıra bağıra gelen savaşı durdurmak için inisiyatif almalı ve somut güç kullanmalı. Miting yaparak lanetleyerek ölümler engellenmiyor, önüne geçilemiyor katliamın.

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Gazzeli Filistinlilere uygulanan üç haftalık zulüm görüntüleri ekranları kapladıkça, geçmişe şöyle bir göz atınca bir deja vu hali hissediliyor. Daha önce yaşanılanların birer kopyası gibi savaşların ve zulümlerin tarihi. Tarihin tekerrür ettiğini söylemeyeceğim, zira nüanslardır renk ve katman katan ama pek çok illettin farklı şekillerde tekrarlandığını görüyoruz. Temel çürük olunca, yıkım kaçınılmaz oluyor.

Bugün yaşadıklarımızı göz önünde bulundurunca, her şey çok tanıdık geliyor. Toplama kampına gönderilip şans eseri kurtulan kimyacı yazar Primo Levi’nin “Boğulanlar Kurtulanlar” kitabından şunu öğreniyoruz: Bu suçları işleyenlerin içi rahattı zira Naziler kurbanlarına şöyle diyordu: “Bu savaş nasıl sona ererse ersin, size karşı savaşı biz kazandık; tanıklık etmek için bir tekiniz bile hayatta kalmayacak; ama biriniz kaçmayı başarsa bile, dünya onun anlattıklarına inanmayacak.” Bu cümleleri okurken ister istemez şu an yaşadıklarımız aklıma düşüyor. Bugün yaşadıklarımızı araştırıp yazmayacaksak, yarın birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız? Eğer İkinci Dünya Savaşı’ndan bir ders çıkaracaksak, o da bu olmalı. İntikam duygusunun ne kötülükler doğurduğunu ve ne fesat döngüye döndüğünü İsrail’de de görüyoruz, ülkemizde de. Ölüm fügünden çıkmanın tek yolu, önce bilmek, sonra “göze göz, dişe diş” hıncını bir kenara koymaktır.

Yazının Devamı